Reklam
Reklam
KÜÇÜK DENİZ KIZI
ELİF ŞÜKRAN SEZEN

ELİF ŞÜKRAN SEZEN

KÜÇÜK DENİZ KIZI

21 Aralık 2018 - 09:32 - Güncelleme: 21 Aralık 2018 - 09:33

Küçük yaşlarımdan itibaren beni okumaya yönlendiren ve bu konuda teşvik eden
birçok insan olsa da bana en çok tesir eden iki kişi vardır; annem ve ilkokul öğretmenim
Aysel Hanım.

Evimizde, babaannemin evinde ve annem ile babamın ofisinde, bir araya
getirilirse rahatlıkla küçük çaplı bir kütüphane açılabilecek kadar çok kitap vardır. Belki de
gözümün önünde bu kadar çok kitap olmasından mütevellit kitaba her zaman bir ilgim vardı.
Okula gitmediğim yıllarda, yani henüz okuma yazmayı bilmesem de, raflardaki kitaplardan
rengini veya şeklini beğendiğim bir tanesini alır, sayfaları uçlarından nazikçe tutarak çevirip
sayfalara dokunurdum. Ne yazdığını, nelerin anlatıldığını o kadar merak ederdim ki… Bazen
dayanamaz, yaptığım bu yaramazlığın ortaya çıkacağını bile bile annemin yanına gider
“Anne, burada ne yazıyor?” derdim. O da kitap benim yaşıma uygun olmasa bile güzellikle
izah eder, falanca konu üzerine yazılmış bir kitap olduğunu ve büyüyünce okuyabileceğimi
söylerdi. Bazen de bu yaramazlığı küçük kardeşim Ayşe ile yapardık. Ancak onu da bu işe
dâhil etmem biraz zaman aldı zira ben rafları keşfetmeye başladığımda yaşı bir hayli
küçüktü. Eğer üst raflardan bir kitap beğendiysek hemen yüksek bir tabure bulur, oradan da
ya çalışma masasına ya da koltuğun kolçağına basarak hazinemizi avlardık. Bu sefer de o
okuma yazma bilmediği için ilk birkaç cümleyi sesli okurdum. Kitabın ilgimizi çekmediğini
anlayınca da bin bir güçlükle yerine koymaya çalışırdık. Ya uzun uğraşlar sonucu kitap bir
şekilde konur ya da bu esnada annem bizi yakalardı.

Okula başladığım yıllarda Aysel öğretmenim bana okuma alışkanlığı kazandıran
ve bu konuda teşvik eden isim olmuştu. Okumayı o kadar çok seviyor ve istiyordum ki sınıfta
okumayı ilk söken ben olmuştum. Elmam kızarmış, kırmızı kurdele jilemdeki yerini almıştı.
Zaten öncelerden beri çokça kitap alan babam artık neredeyse çuval çuval kitap almaya
başlamıştı. Çizgi filmlerin yanı sıra kitaplar da hayal dünyamı besleyen bir unsur oluvermişti.
Bir kez elime aldığımda akşama kadar okuyor, hiç bırakmak istemiyordum. Aysel
öğretmenimin okumamız için verdiği kitapları da bir çırpıda okuyor; hikâyelere, masallara
doğru zevkli bir yolculuğa çıkıyordum.

Annem de eskiden okuyamadığım için sesli okuduğu kitapları artık bana
okutuyor, okumam için beni hep yüreklendiriyordu. Yine de isteğimiz üzerine geceleri
yatmadan önce okuduğu kitapları okumayı sürdürüyordu. “Küçük Denizkızı” bunlar içinde
hem en sevdiğim hem de en sevmediğimdi. Çünkü kitabın sonunda denizkızı denizde bir
köpük oluyor ve yok olup gidiyordu. Evet, belki de böyle olması gerekiyordu ama denizkızının
ölmesini istemiyordum. İlerleyen zamanlarda arkadaşlarımla bu kitap üzerine
konuştuğumuzda onlara masalın mutlu biten, çok daha başka bir versiyonunun anlatıldığını
öğrendim. Üzüleceğim yerde çok sevinmiş, sahte bir mutluluktansa gerçek bir hüznü tercih
etmiştim.

Liseye başladığımda edebiyat derslerini bir hayli ilgiyle takip eder olmuştum.
Beyitlerdeki ince manalar, eserlerin yazılış hikâyeleri, duyguları bu kadar zarif bir şekilde
ifade edebilme kudreti beni önceleri çok sevdiğim ancak kariyer olarak düşünmediğim
edebiyata derin bir bağ ile bağlamıştı. Karar vermiştim, edebiyat okuyacaktım. Ailem hariç
çevremdeki herkes bunun boş bir hayal olduğunu, gerçekçi düşünmem gerektiğini yoksa “aç
kalacağımı” söylediler. Yine de yıkılmadım ve hayalimin arkasında durdum. Aç da kalsam,
tepki de alsam edebiyat okuyacaktım. Yaşadığım zorluklar lise sıralarında başladı. İlk olarak
sözel sınıf açılmadı. Dolayısıyla tam anlamıyla bir sözel öğrencisi olarak yetişemedim.
Üstelik haftada altı ders saati bana zulüm gibi gelen matematikle boğuşuyordum. Pes
etmedim. Neden başladığımı unutmadım ve hedefimden hiç sapmadım. Artık arkadaşlarım
dâhil herkes bu isteğimi kabullenmişti.

Yıllar akıp geçti. Üniversite sınavı, puanların açıklanması ve tercihlerden sonra,
ailemin, arkadaşlarımın desteği ve Allah’ın yardımıyla nihayet hedefime ulaşmıştım. Artık bir
edebiyat öğrencisiydim. Kuyruğum gitmiş, yerine ayaklarım gelmişti. Durun! Sesim de
yerindeydi!

Zaman ne getirir, masaldaki gibi köpüğe mi dönüşürüm bilmiyorum ama tecrübe
ederek öğrendim ki azmin ve kararlılığın elinden hiçbir şey kurtulamıyor. Aileniz, en yakın
arkadaşınız ya da değer verdiğiniz/adını dahi bilmediğiniz herhangi biri… Pusulanızın doğru
olduğuna inanıyorsanız kim ne derse desin yolunuzdan şaşmayın. Bu hayat sizin ve
hayallerinizin peşinden gitmeye hakkınız var, hayat sizden gitmeden önce…

Bu yazı 178 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar