Meclis’te yaşanan son olaylar ve MHP’li Osman Durmuş’un, Erdoğan’ın eşinin GATA’ya alınmamasıyla ilgili alaycı sözlerinden sonra, ‘Türkçülük’ ve ‘MHP’ olgusunu yeniden düşünmeye başladı, Hâlis.
1999 seçimine kadar hiçbir zaman yüzde 10’u geçemeyen bir siyasi oluşumun, bu dönemden sonra bu barajın üzerinde ‘kalabilmesi’, yükselişine paralel olarak ‘gelişen’ olayların nedense hep ‘kan’ ile açıklanması ve daha birçok ilginç nokta dikkatini cezbetti, Hâlis’in (80 öncesi olaylar, PKK terörü varlığı vs).
Bir siyasi oluşum her bakımdan eleştirilebilir. Aynı şekilde bir siyasi oluşum, kendisini istediği gibi niteleyebilir ve referansını istediği noktaya dayandırabilir.
Hâlis, MHP’yi düşünürken bu noktalara dikkat etmiyor. Hâlis için önemli olan ‘Türk-İslam’ ülküsü denen şeydeki şekli ve psikolojik nüanslar.
Öncelikle...
Hiçbir dünyevi sıfat, hiçbir beşeri ifade, hiçbir tanımlama İslam sözcüğünün önüne konulamaz.
Ne demek ‘Türk-İslam Ülküsü’! Böyle saçma şey mi olur?
Herhangi bir ifadenin, dünyevi bir tanımlama için İslam kelimesinin önüne konamayacağı gibi; ‘dünya görüşü’ denebilecek ve kulun hayat nizamı olarak görebileceği hiçbir tanımlamada da ırk, milliyet, ulus gibi unsurlar yer alamaz.
Bunu ‘laik, demokratik cumhuriyet’in bir ferdi olarak değil, ‘kul’ olarak dile getiriyor, Hâlis.
Bir müslümanın bundan başkasını savunabilmesi sözkonusu olamaz.
‘Ilımlı İslam’ denilen saçma sapan garabet neyse, ‘Türk-İslam’ ifadesi de aynıdır.
Peki nasıl oluşur böyle bir garabet?
Tarihi biraz yoklarsanız, Türkçülük’ün, zaruri olarak ‘İslam’ ifadesine sarıldığını okuyabilirsiniz.
‘Ulus-Devlet’ modellerinin ‘moda olduğu’ 20. Yüzyıl’ın başında, Osmanlı’nın dağılmasının da temel sebeplerinden olan bu anlayıştan yola çıkılarak oluşturulan Türkçülük, Anadolu halkının genlerine uymaz.
İslam ile yoğrulan topraklara ekilen ‘Türkçülük’ fidanı ekin vermez. Çaresiz kalan Türkçüler ise İslam argümanına sarılır. Adına ise Türk-İslam ülküsü denir.
Bu ifade o denli kibir doludur ki –yine olmaz da- ‘İslam-Türk’ şeklinde kendilerini tarif edememişlerdir. Türklük öyle bir kandır ki damarlarda, dünya görüşlerini ifade etmek için hiçbir olguyu onun önüne koyamazlar.
İsteyen, istediği kadar Türkçü olsun. Bu Hâlis’in umurunda değil, olmamalı da. Lakin, İslam ile ilgili bir husus sözkonusu ise bu sadece Hâlis’i değil bütün ümmeti ilgilendirir. Bu bakımdan Hâlis’in itirazı haklıdır. İtiraz hakkı vardır (Tıpkı kendini ‘Ilımlı İslam’ ya da herhangi bir mezhebin ‘tekliği’ ile tanımlayanlara karşı olduğu gibi).
Ve bir ‘Türk Devleti’ olarak ifade edilen (adından da anlaşılacağı üzere) Türkiye’de MHP, elbette sistem ile en barışık partilerden biri olacaktır (darbelerden sonra kapatılması durumu farklıdır. O durumda CHP bile kapatılmıştır).
MHP’nin ‘kavgacı’ üslubunun altında yatan da bu ruh halidir. Bir ülkücü, bu ülkeyi ‘sadece kendisinin’ olarak nitelendirir. ‘Sahibi’ odur memleketin. Sahibi Türk’tür bu ülkenin. Dolayısıyla da her istediği durumda kavga ile istediğini elde etme yolunu tercih edebilir.
...
Hâlis, bu kısa okuma sonrasında günümüz MHP’sinin tavırlarını anlamanın daha kolay olacağını düşünüyor.
Şimdi kalkıp da MHP’den, ‘şartsız’ olarak başörtüsü yasağının kaldırılmasını savunmasını bekleyemezsiniz.
MHP’li bir vekilin GATA’ya başörtüsü sebebiyle alınmayan ‘First Lady’ye destek vermesini nasıl beklersiniz?
Bir an MHP’nin ‘9 Işık’ını düşünüyor, Hâlis.
O ‘ışık’lar arasında bulunan ‘ahlakçılık’ bunu mu gerektirir?
Ya ‘toplumculuk’...
‘Hürriyetçilik’i hiç söylemiyor bile, Hâlis...
...
Ahh! Hâlis son nefesini düşünerek verecek, kuvvetle muhtemel...
O kadar çok ‘dindar’ ülkücü tanıdığı var ki Hâlis’in...
O insanların hassasiyetlerini bir kenara koyup, yanına bir MHP’nin siyasi alandaki halini iliştirince, tıpkı ‘Türk-İslam’ ülküsünde olduğu gibi bir garabet çıkıyor ortaya.
İşte tüm bu sebeplerden ötürü Hâlis şaşırmıyor, MHP’lilerin tavırlarına.
Buldunuz bir eğlence daha,artık bir yıl konuşursunuz.Geçen Van minit eğlencesi.bu sene GATA ve MHP.Allah(c.c)akıl fikir ve şuur nasip etsin size.Ümmetin hali içler acısı.siz nelerle uğraşıyorsunuz.Sadece iktidarınızı biraz daha devam ettirme adına.
Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.(HUCURAT 13) “Sizden herhangi biriniz kendisi için arzuladıklarını mü’min kardeşleri için de arzulamadıkça îmân etmiş olmaz.”
“Nefsimi kudret elinde tutan Cenâb-ı Allah’a yemin ederim ki, îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Ve birbirlerinizi sevmedikçe de (kâmil) mü’min olamazsınız. Size bir şey söyleyeyim, onu yaptığınız takdirde sevişirsiniz. Aranızda selâmı yayınız.”
(HADİSİ ŞERİF)