'Kadınların Çalışması gerek'

'Kadınların Çalışması gerek'

Sosoyolog Fatma Barborosoğlu "Kadınların Çalışması gerek" diyor

22 Mart 2012, Perşembe - 15:54
HİT: 384(0)


Yeni Şafak yazarlarından Fatma Barborosoğlu Kadınların çalışması ile ilgili öyle bir yazı yazdı ki...

Kadınların çalışması ve zaman idraki

Fatma Barborosoğlu - Yeni Şafak 


Kadınların çalışması değince bazı kesimler buz gibi soğuyor. Pazartesi gün yazdığım yazıyı benim adıma yorumluyor değerli okuyucularımız. Fatma Hanım esasında şöyle demek istemiştir. Fatma Hanım çalışma değince sosyal faaliyetleri, vakıf hizmetlerini kast etmiştir gibi.

Hayır, arkadaşlar çalışma değince çalışmayı kast ediyorum. Faaliyeti kast etmiyorum. Belli bir zamanda iş ve hizmet üretimini kast ediyorum. Yapılan işi çalışma kategorisinde değerlendirmemize sebep olan şey sorumluluktur. Yapsam olur yapmasam da olur, gitsem de olur gitmesem de olur diye baktığınız her türlü eylem bir faaliyettir. Ama çalışma değil. Çalışma dediğimiz şey bizim sorumluluğumuzda olan bitirmekle yükümlü olduğumuz şeydir.

Kadınların çalışması gerektiğini, çalışmayan kadınların ya tüketim kölesi olduğunu ya da depresyonun pençesinde kıvrandığını söylüyorum. Ve evet üst sınıf kadınlar hariç kadınlar tarih boyunca bütün zamanlarda ve bütün coğrafyalarda çalıştı.

 Kadının çalışması sanayi inkılâbı ile birlikte ev dışına taşındı. Ve böylece evinden uzakta; yabancılarla bir arada, saatlerce aynı mekânı ve aynı zamanı yaşayan kadının yükü ve stresi çoğaldı. Daha önce kadının çalışması aile kurumunun içinde iken, giderek aile kurumunun dışında, aileyi tehdit eden bir yapı kazandı. Kadınların örgütlü zaman içinde ev dışında çalışması ile birlikte boşanmalar arttı, çocuk sayısı azaldı.

 Sosyal olayları analiz ederken meseleye dünya ölçeğinden bakmamız gerekiyor. Dünya ölçeğinden bakarak tasvirimizi tamamlayabilir ancak bu tasvir üzerinden meselelerimize çözüm bulma yoluna gidebiliriz. Lakin öteden beri ne zaman bir meseleyi cemiyet önünde tasvir etmeye kalksam aldığım tepki daima şu oluyor: "Tamam tamam bunları biliyoruz. Sen bize esas ne yapacağımızı söyle."

 Hayır efendim, henüz tasvir konusunda anlaşamadık. Tanzimat'tan bu yana Batılıların sorduğu sorulara cevap bulmaya çalışan aydınlarımız, kendi sorularımız ve sorunlarımız konusunda tutuk kaldı. İslamiyet'in kadınları ezdiğini söyleyen Batılılara karşı, İslamiyet'in kadınları ezmediğini ispat etmek üzere delil geliştirirken; İslam da kadınlar çocuklarını emzirmek zorunda bile değil, İslam'da kadın ev işi yapmak zorunda değil gibi gerçek hayat ile bağdaşmayan söylemler ortaya kondu.

 Bu satırların yazarı ne diyor? Ülkelerin gelişmişlik düzeyinin kadınların çalışma hayatı içindeki oranı üzerinden ölçülmesine itiraz ediyorum. Lakin,kadınlar ve ev bahsinde yeni bir sayfa açılmış olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Evler o eski evler değil artık. Yaşadığımız zamanı geçmişin ev düzeni ile eşleştirerek nostaljik söylemler ortaya koymamız sorunlarımızı çözmüyor. Olsa olsa erkekler ile kadınlar arasındaki mesafenin uçurum boyutunda büyümesine sebep oluyor.

Evler artık üretimin merkezi değil. Şimdi marketlerden aldığımız pek çok ürün, otuz yıl öncesine kadar evlerde üretiliyordu. Tarhana, turşu, erişte, kuru sebzeler, reçel, pekmez, tahin, bulgur, salça, peynir, yoğurt, tereyağı, zeytinyağı. Kavurma, sucuk. Bu ürünlerin birkaç tanesi hala evlerde üretiliyor. Ama benim kast ettiğim bu değil. Yöresine göre farklılaşmakla birlikte market alış-verişi gerektirmeyecek kiler üretimini kast ediyorum.

 Mutfak ürünleri evlerde üretiliyordu peki diğer ürünler?

Orta sınıf ve alt orta sınıf ailelerde muhakkak evin başköşesinde dikiş makinesi olurdu. İç çamaşırından, pijamaya; kadınların günlük kıyafetinden erkeklerin gömleğine; çocukların okul önlüğünden günlük kıyafetlerine kadar her şey o makinede dikilirdi.

 Mutfak robotları, temizlik robotları, kızartma makineleri hayatımıza henüz girmemişti. Evin hanımı, sabah erkenden kalkar evi baştan aşağı siler süpürürdü. O zaman odalar eşyaların değil, insanlarındı. Daha küçük evlerde daha çok bireylerin bir arada yaşadığı yuva idi evlerimiz. Daire değildi. İş yerine de eve de "daire" ismini veriyor oluşumuz, evlerimizin zihin dünyamızda geçirmiş olduğu evrimi ele vermiyor mu?

 Evin beyi işe, çocuklar okula gittikten sonra çamaşır, ütü yemek derken öylen olur; öğleden sonra, hasta ziyareti, düğün tebriki, çocuk görmesi adı altında akraba ve komşuların gönlü alınır ve bunun esasında ibadet olduğu bilinirdi.

 İş yeri ve okul eve uzak olmadığı ve hatta genellikle yürüyerek gidilip gelinen mekânlar olduğu için, ailenin akşam yemeğine oturma saati hiç değişmezdi. Akşam yemeğinden sonra evin genç kızı yoksa anne bulaşıkları yıkar yatıncaya kadar da muhakkak düzenli bir şekilde eline aldığı el işi olurdu.

 El işi mevsimine göre aile bireylerine kazak, atkı eldiven örmekten başlar; kız beşikte sandık çeyizde diyerek evin kızı için anneler erkeden göz nuru dökerdi.

 Hediye sünnettir anlayışı el emeği üzerinden gerçekleşirdi. Hasta ziyaretine giderken bir kavanoz reçel ya da ev tarhanası, taze mayalanmış yoğurt, evde yapılmış kurabiye ya da kek; ev görmesi ya da bebek tebriki için göz nuru dökülmüş bir ürün paket yapılır götürülürdü. Günümüzdeki gibi paket muhtevanın önünde değildi.

 Hanımlar ve beyler! Meseleye doğru bir yerden bakmamız için öncelikle mümin zamanı nasıl idrak eder bahsine odaklanmamız gerekiyor.

 Mümin bireyler olarak zaman ve mekân idrakimiz üzerine yoğunlaşmadıkça; düzeltmeye çalıştığımız ya da eleştirdiğimiz hususların kapının tokmağı meselesine odaklanmaktan başka bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Kapıyı açalım ve içersini görelim.

 Zaman ve mekân idraki meselesine kadınların çalışması bahsi üzerinden devam edeceğiz.

İLGİLİ HABERLER

  • ANKET
  • HAVA DURUMU

Ajanslar