Kamu Görevlilerinin
Sendikal ve Demokratik Hakları Çalıştayı toplantısı Abant Palace
Otel'de başladı. Üç gün sürecek olan toplantının ilk gününe Devlet
Bakanı Hayati Yazıcı'da katıldı.
Toplantı öncesi gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Yazıcı, tekel işçilerinden özür diledi. Dün
yaptığı açıklamada Tekel işçilerinin eyleminde PKK'nın parmağı olduğunu
ve işin şeytani olduğunu söyleyen Yazıcı, "Tekel işçilerine onların
sürdürdüğü greve ilişkin bir değerlendirme yaptım. Demek ki Türkiye'de
ne varsa ne tür fraskisoylar varsa bunlar Tekel işçilerin eylemine
müdahiller yada müdahil olmak istiyorlar.
Bunun içerisinde
Türkiye'de PKK'da varsa vardır. Yoksa ben orada hiçbir şekilde Tekel
işçilerin PKK'lı olduğu, PKK'lı olabileceklerine ilişkin bir sözüm
olamaz. Ama öyle anlaşılmışsa onların hepsinden özür dilerim. Tekel
işçilerine benim böyle bir şey söylemem mümkün değil. Ama Türkiye'de
iktidara, güvenliği, birliğe ve düzenliğe karşı olanlar bunu
kurcalıyorlar. Tekel işçilerini de kullanıyorlar. Tekel işçileri bir
hak arama peşinde. Ama başkaları başka şey arama peşinde. Ben bunu
ifade etmeye çalıştım. Onları istiskal edecek bir sözüm olamaz. O
anlamda anlaşıldıysa herkesten gerçekten çok özür dilerim" dedi.
4-C'YE İLİŞKİN OLARAK
Tekel işçilerinden Şubat sonuna kadar 4C sözleşmesinin imzalanması
konusunu da değerlendiren Yazıcı, "Eylem yapan arkadaşlarımız, bunlar 8
bin 500 dolayında, 2 bin 500 kadırında sözleşmesi Haziran sonunda sona
erecek. Bu 8 bin 500 arkadaşımızın iş akitleri 31 Ocak 2010 tarihi
itibareyli bitmiş ve 1 Şubat tarihiyle kıdem ve ihbar tazminatları
onları çalıştıran işveren tarafından hesaplarına yatırılmıştır.
Devlette iş ilişkileri bitmiştir. Ama devlet bu vatandaşlarımıza dönük,
2 yıl önce defalarca söyledik. İstenen talepleri 2 yıl önce
ötelenmiştir. Bu yılda bunların 4-C statüsünde çalıştırılmalarına
ilişkin kararname yayınlanmıştır. Kararnamede iyileştirmeler yapmışız.
Dolayısıyla bu kararnameden yararlanacak olan Tekel işçilerinin
başvurmaları için 1 aylık süre var.
Tercih kendilerine ait. Biz bu
arkadaşlarımızı hem harcamaları bakımından hem ailevi sosyal kimliği
bakımından onları korumak amacıyla öncelikle çalıştıkları illerde
kadroları yeterli olmaması halinde mücavir illerde yerleştirilecek.
Yerleştirmelerde bizde o şekilde yaptık. Şu ana kadar 500'e aşkın
başvuru var. 350 tanesinin yerleştirmesi yapıldı. Diğer başvuranların
yerleştirmelerini de Perşembe günü yapacağız" diye konuştu.
Kamu
Görevlilerinin Sendikal ve Demokratik hakları çalıştayına KESK ve
Kamu-Sen'in katılmamasını, "Bazı kişilerin katılmaması Türkiye'de
çalışan ve bundan yararlanacak olanlar bu çalıştayın önemini azaltmaz"
şeklinde değerlendiren Yazıcı, "Türkiye'de kamuda çalışanlarla ilgili
onların grev ve toplu sözleşme haklarını konu edinen ilk çalışma.
Şimdiye kadar böyle bir çalışma yapılmadı. Biliyorsunuz ki 4688 sayılı
kamuda çalışanların özlük haklarını tartışırız. Sonuçta bir mutabakat
çerçevesinde Bakanlar kuruluna sunarız. Biz 15 Ağustos'ta müzakerelere
başladık. Sendikaların talep ettikleri arasında grev ve toplu
sözleşmeli sendikalar bizde dedik ki bunların çok değişik uygulamaları
var. İLO kararları var. Bütçemizde Anayasal düzenlememiz var. Tüm
bunları enine boyuna hem teorik açıdan hem de bir çalıştay yaparak
bunları tartışalım dedik.
SENDİKALAR SORUMLU
Ve 2010 yılın ilk aylarında yapalım dedik. Tutanağa geçelim, toplantıya
katılan, müzakerelere katılan MEMUR-SEN, KAMU-SEN ve onların
sendikaları tutanakta imzası var. Dolayısıyla grev ve toplu sözleşmeye
dönük talepleri hem dünya hem Türkiye uygulaması açısından çalıştay da
enine boyuna tartışmayı kararlaştırdık. Yapılan bu çalışma sonucunda
istediğimiz taleplerin hiçbiri sonuçsuz kalmayacak. Kararlaştırdığımız
konuların hiçbiri görmezden gelinmeyecek.
Bunun uygulamasını yapıyoruz.
Buna ilişkin davetlerimizi Kasım ayı başında yaptık, tüm sendikalara
konfederasyonlara göndermiş bulunuyoruz. Ve nitekim KESK 6 kişi ile
çalıştaya katılacağını bildirmişti. Kamu-Sen ise 'bunları tanımayız,
biz çalıştay bilmeyiz, toplu sözleşme birer haktır bunu verin gitsin'
diyor.
Davet ettiğimiz kurumlardan ve kişilerden bu konuyu önemseyenler
katılmış ama belli düzeyde katılmış. Önemsemeyenler bunun önemini
kavrayamayanlar katılmamış. Bazı kişilerin katılmaması Türkiye'de
çalışan ve bundan yararlanacak olanlar bu çalıştayın önemini azaltmaz"
şeklinde konuştu.
''YÖK KARARINA ÜZÜLDÜM''
"Üzüldüm.
Üzüntü verici bir şey. Gerekçeyi de okudum. Gerekçe bana göre hukukçu
kimliğimle söylüyorum. Çok tartışılabilir bir gerekçe. Danıştay daha
önce YÖK'ün uygulamalarına ilişkin katsayı ve buna benzer düzenlemeleri
salt YÖK denetimi dahilinde ilişkin kararları da var.
Ama bugün
Danıştay farklı karar veriyor. Katsayının alan içi ve alan dışı
öngörmüş olduğu oraların eğitim öğretimi yada eğitim öğretimi
kullanacak olan gençlerimizi ne denli etkiyleyeceğini nasıl ölçüp biçti
bunları da herhalde ileride eğitim öğretim alanında faaliyet gösteren
kişiler tayin ve taktir edip değerlendireceklerdir.
Ama beğenelim
beğenmeyelim ortada bir yargı kararı var. Hukuk devletinin gereği
beğenseniz de beğenmeseniz de bir yargı kararı var.bunlara uymak ve
uygulamaktır. Bu konuda öğrencilerimizi mağdur etmeyecek çalışmaları da
açıklayacağız."